Güz Akşamları

Ağır akşamlar usul usul çökerken şehre
Solgun camlarda can verdi ışıklar,
Bir kızıl ‘ah! ’ kopunca içimden
Ufuk boydan boya yüz hüzne boyandı.
Karanlık renkler sırıtıyordu ufukta
Yalnızlığın nağmesi
Çınladı durdu sırlı sonsuzlukta.
Dağların ardında, ‘o yer’de midir?
Sevda yüklü yarınlar,
Yoksa sımsıcak çığ gibi
Düşlerimi besleyen gönlümde mi?
Dallara takılmış üç beş kuş da
Katılıp gitti de göç kervanına,
Bense hâlâ uzaklardayım…

Paslı gürzünü savururken güz,
Akşamın dizlerine yığıldı gün.
Düşlerden düşerken birer birer
Benzi sapsarı güz yaprakları
Hazanın taştan kucağına
Yeryüzü dönmekte ölü toprağına.
Gölgeler üşüyor, gözler nemli
Bu âlemde en gizemli
Ölüm hakikatidir canımı yakan.
Zaman sadece bir merdiven
Sonsuz gecelerin ardına uzanan.
Dağlar mor, dallar kırık, yollar sarı…
Karşımda can çekişen şu sonbaharı
Gördükçe titrerim…

Güz akşamlarının gurbet yarası
Sızım sızım sızılar gurub sonrası
Elimde yar mektubu,
Dilimde sıla türküsü
Uzanır göklere kat kat
Engellerin kalın örtüsü.
Deva diye yüze sürülürken
Bir küçük ışık, şık bir tebessüm.
Çepeçevre hasret ufkumu doldurur
Düşler ırmağı sonsuz bir nur.
İplik iplik savrulan çile yumağı
Ruhumu umuda bağlayan bir bağ olur.
Şu titrek, şu kırık kalbim
Yemyeşil baharların pembe hayaliyle avunur…

Mutlu Gavcar

11 Ocak 2013 tarihinde eklendi, 450 kez okundu.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git