Siirler.Biz

sesli

Kilitlenmiş beton kanatları kuşların Oksit gibi yapışkan bir mayışmayla ağarmış gün Pas tutan kelimeler için bir iksir belki de Ya da aklına susamış...
Hiç bir yerinde yok asaletin ibresi... Sessinde kımaşmasında tensel bir büyünün atlasan ilibas ve kuytu bakışlı mavi gözleri... Sanki hepimize bütün şiirleri...
Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam... Ben seninle bir gün Veyselkarani'de haşlama yeme ihtimalini...
Ölümüm senden olur Bilinsin Ne uçsuz bir kan akışı Ne buğusu kadehte rakının, Ela ve sonsuz bir teneşir uykusu Gözlerinin ağlamaklı bebeğine... Acemi zamanlar silinsin Ölümüm senden...
Sana Yaralarımdan çiçekler, İlk yardım geceler biraz da Ve yangında kurtarılması imkansız acılar Bırakıyorum... Seni özümün gizinde saklıyorum... Bütün aşklarımın izlerini sayıklayarak Ve aldatarak tüm sevdiklerimi, Sana Ciayetimin ipuçlarını...
Herşey yapılabilir Bir beyaz kağıtla Uçak örneğin, uçurtma mesela. Altına konulabilir Bir ayağı ötekinden kısa olduğu için Sallanan bir masanın. Veya şiir yazılabilir Süresi ötekilerden kısa Bir ömür...
Güzel bahçeli bir ilkokulun penceresinden Dünyaya, Hayret, hasret ve biraz da Bayat bayram şekeri kederiyle bakan, Aklı canbaz, yanağı al, Sesi çilek aroması Bir çocuk oturuyor Gözlerinde... 1996
Mum yanar Mum ışıldar Kendileri yoktur, gölgeleri oluşur Ferinden korkulsa da rahmetin Yenilmez toprağa can katmanın kudreti Bir ömre kaç hayat sığar görülecektir... Mum aydınlar Mum sınar Ayrılık...
Kanıyor takvimden gamsız ağaçsız Evlatlarını döver gibi seven bir sonbahar Güvertesinde adresini şaşırmış Kayıp bir nisan yağmuru Ömrümün sol anahtarısın Hazan makamının kapısını açan Ne nisanlar...
Yine bir kuyuya doğru çekiliyor Yine yeniliyor yenilgisini hep yeniden Azalıyor, Eskiyor beden. Nereye atacağını şaşırmış Hep düzayak çalgılara hasret Yürek desen. Hangi evresinde şaşırdı kendini Doğuştan şaşı...
Günler güz yanığı Sonsuza giden raylarda gümüş Kum susan çöller gibi Yalana buyruk akıyor Bıkıyor zaman... Senin maviliğinden eser yok Haki yeşil bir yaz Ve tel örgülerde Karanfil...
Bu imkansızlıklar Bu yaralar Hepsi, Hepsi insan işi Sevda diye bağıran yüzün, Bir kitabın en sır satırını Okuyan sesin, Beni bana düşman eden, Ağlamaklı gecelerimin Tek temsilcisi Ve hiçbir yerde...
Senin sesinle başlayan bir ıslık Kehribar kokusu kulaklarımda Nasıl bir nargile yakmak bu fitil gibi Sarhoşlukta... Kim bu öldürücü musikinin Güftesini gömebilir kuytuluğun makamına Yalnız hicazdı...
Değişen ben değilim Dönüşen savaş Yaşlanmakla ıslanmak aynı şey: Bir yağmurun gölgesinde ihtiyarlamak Şimdi ölüm bile yetmiyor Acılarımızı tartmaya Dostlar Alıngan bir sahili pinekliyorlar Bir merhaba'yı bıçaklar gibi...
Gülüşünde bir mana var Saklayamazsın Sarılışında ne düşler Ne düşükler Sakınamazsın Aynı yolları, Kimsesiz mekanları Birlikte özleme hasreti... Yalnızlığımın dert ortağı gastrit... Gülüşünde bir mana var Saklayamazsın Bütün iç savaşlarda Rehin alındı...
Sana yaralarımdan çiçekler ilkyardım geceler birazda Ve yangında kurtarılması imkansız acılar bırakıyorum Seni özümün gizinde saklıyorum Bütün aşklarımın izlerini sayıklayarak Ve aldatarak tüm sevdiklerimi Sana...
Sen, Sen olalı böyle gün böyle el Böyle alkış görmedin Seni böyle sevmenin saatindeyim Sabaha karşıyım, gece yanlısıyım Dünyanın en kalabalık yalnızıyım Mısralarımı çare bilenler bilsinler Ayan...
SON BİR DEFA BAK GÖZLERİME(sesli siir)