Cemal Süreya Şiirleri


Eylül’dü. Dalından kopan yaprakların Sararan yanlarına yazdım adını Sahte bir gülüşten ibarettin oysa. Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu. Eylül’dü. Di’li geçmiş bir zamandı yaşadığımız Adımlarımızın kısalığı bundandı Bundandı gözlerimin durgunluğu. Sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan, Ellerin kadar ıssız, Sen kadar zamansız molalar veriyordum Ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz. Eylül’dü. İzlerini çizdiği zaman ansızın gidişin, Şimdi yoktu bi anlamı suskunluğun. Çırılçıplak kalakaldım sessizliğinin orta yerinde. Sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman En çok sesini aradım. Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hâlâ. Gözlerini sildi zaman.. Dedim ya... Eylül’dü. Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin. Cemal...
Gece bitkilerinden korkuyorum, Hayır, geceleri bitkilerden! Gizlenirken vurulmuş ulaklara ağıttır Bana açtığın her telefon. İki kalp arasında en kısa yol: Birbirine uzanmış ve zaman zaman Ancak parmak uçlarıyla değebilen İki kol. An ki fıskıyesi sonsuzluğun Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Cemal Süreya
İçkievinden çıkınca Camdan demin oturduğum yere baktım. Sigara paketimi masada unutmuşum. Sandalyede Tıpkı benim gibi Oturuyor boşluğum. Bir eli alnında benim gibi. Ama biraz daha mı hüzünlü? Otururken de Biraz daha mı çıkarıyor kamburunu? Biraz daha mı benziyor babama? Bir yaş büyüğüm babamdan ve rüzgar bir törendeki gibi çekiştirir durur yağmurluğumu. Cemal Süreya
Şanssız mıydık? haksızlık olur şimdi Düşünsene nasıl geçmiştik hızla Birleşen iki güvercinin arasından Hiç dokunmaksızın onlara Bende tarçın sende ıhlamur kokusu Az mı dolandık Başkentin sokaklarında Ama işte şölenin kaçınılmaz acısı Bizim payımıza düştü sonunda Aşkımız şimdi görklü bir hayatın Yabancaya berbat bir çevirisi Sen metinde üç beş satır atladın Ben geçmiş zamanda dondurdum fiilleri Sen ki özenle katlanmış bir mendil gibiydin Düşünür müsün zaman zaman acaba Nelerle ödedik şu mevsimi Ve gün nasıl vuruyor topuklarımıza Şanssızım diyemem ben kendi payıma Oluyor böyle şeyler ara sıra Sözgelimi okul...
Önce bir ellerin var Yalnızlığımla benim aramda Sonra birden kapılar açılıverdi ağzına kadar Sonra yüzün, Ardından gözlerin dudakların Sonra herşey çıkıp geldi Bir korkusuzluk aldı yürüdü çevremizde Sen çıkardın utancını duvara astın Ben masanın üzerine koydum kuralları Herşey işte böyle oldu önce Cemal Süreya
Kadın kendini gösterdi usulcana Çekingenlikle koşulu beyaz usulcana Gittiler gözleri aşka yaşamaya yangın Gidip gelenler oldu gitti geldiler. Kadın saçlarını getirmedi uzakta tuttu Umutsuzlukla dolu soyunmak uzakta Düştüler karanlıkta aralık aralık Düşüp ölenler oldu düştü öldüler. Kadın gözlerini koydu ortaya Bir mavi bir gökyüzü aldı çevrelerini Sevdiler sonsuz bir maviyle alıngan Sevip yaşayanlar oldu sevdi yaşadılar. Cemal Süreya
Gölgeme bak gölgeme Amma aşık, amma divane Oturmuş kanepesinde gurbet elin Kendini seyreder gözlerimde Amma aşık, amma divane. Gölgene bak senin gölgene Amma fakir, amma biçare Ceplerini elleriyle doldurmuş Aynı kanepesinde gurbet elin Amma fakir, amma biçare. Ya öbür adamın gölgesi, öbür Amma hinoğlu hin, amma hergele Ayıp fiiller kuruyor belli Kulakları toprağın üstünde kocaman Amma hinoğlu hin, amma hergele. Gölgelere bak gölgelere Amma işsiz güçsüz, amma avare Şarkılara inanıyorlar bütün gün Hepsi de aynı şarkının insanları Amma işsiz güçsüz, amma avare... Cemal Süreya
Sıra hep son kadehe geliyordu Dudakların başkalarının masasında lâle Ben boynumdaki ipe bir düğüm daha atıyordum Peşinden başka gidecek yer yoktu Seni artık hiç sevmediğim halde Senin o eskisi olmamana imkân yoktu Ama inadından yapıyordun bunu Cemile İnattandı hep o içip içip gitmeler Bense boşalttığın kadehleri satın alıyordum Enayilik ettiğimi bile bile Hele o çıkışın yok mu kapıdan O Allahın belâsı herifle Başkasının olmayı bir türlü beceremiyordun Millet arkandan gülüyordu Düştüğün hale... Cemal Süreya
Bak bunlar ellerin senin bunlar ayakların Bunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur Bunlar da saçların işte akşamdan çözülü Bak bu sensin çocuğum enine boyuna Bu da yatak olduğuna göre altımızdaki Sabaha kadar koynumda yatmışsın Bak bende yalan yok vallahi billahi Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur İşe bak sen gözlerinde burda Gözlerinin ucu da burda yaşamaya alışık İyi ki burda yoksa ben ne yapardım Bak çocuğum kolların işte çıplak işte Bak gizlisi saklısı kalmadı günümüzün Gözlerin sabahın...
Şu senin bulutsu sesin var ya Uçtan uca tersyüz ediyor geceyi Yataklar var konuşmak için Öpüşmek için telefon kulübeleri Güneşler var, yıldızlar, samanyolları, Karpuzlar gümbür gümbür kapılarda. Tanrılar sofrası amma karanlık Yiyemem tek lokma yiyemem orda. Şu senin tutkulu sesin var ya: Ortak güzellik artı yara izi. Tutar ellerinden kaldırırsın Adı kötüye çıkmış tüm sözcükleri. Yeni törenler gerek bize Yeni törenler -kimi zaman en eski. Dert etme, bütün dilleri içerir Bitki konumu, küçükbaş hayvan sesi. Şu senin dolayık sesin var ya Dondurma yiyen gürbüz bir kız gibi...
Sayfa başına git