Ağustos 2009 Ayında Eklenen Konular


saçların bahar kokuyor ellerin üşümüş bana kendinden söz et... parça tesirli bir sözün vurduğu yüreğinden yerlere dökülürken yaşam kanının nasıl donduğundan, aysız ayaz biz sessizlik dimdik dururken kapıda içinde üşüyen küçük çocuktan söz et... gülümseyerek gelen güne “merhaba” derken. içinde sallanan zaman sarkacı on ikiyi vurur artık eski ”sen” olmadığını kabul etmenin gözlerine yenilgiyi nasıl çivilediğinin hüznüyle yakalanmaktan korktuğun için nereye kaçtığından söz et... vurup elimize sevgilerimizden bazılarını ölüm aldı, bazılarını yaşam. hangisine daha küskün oldugundan söz et. kilidi paslı anahtar işlemez kapılar önünde içinden mevsimler geçer avuçlarında kuruyan gülleri kime sakladığından söz et... kör bir...
Aşkınla ölürüm, derdin hep bana Sevdanı anlatan sözler yalanmış Hani, mutluluklar verirdim sana Benimle verdiğin pozlar yalanmış Gözlerin, gözüme hani dost idi O can, yollarıma hani post idi Bensizlik ölüme bedel kast idi Bakınca kızaran yüzler yalanmış Benimle yaşardın bahar, yaz gibi Sarılır öperdin gelin, kız gibi Ayrılık çalarsın şimdi saz gibi Öpünce aldığın hazlar yalanmış Saçlarına gonca güller takardın Dualar ederde, mumlar yakardın Sen bu ayrılığı nerden çıkardın Gözlerime bakan gözler yalanmış Direnir zamana karşı koyardın Ayları tutarda günleri sayardın Şeytanla birleşir gözümü boyardın Yaşadığın bahar, yazlar yalanmış Ayrılık...
Seni seviyorum diye Gelişine kadar rötar yapmış hayatımı Seninle yaşamaya hazırlanırken Sana uzanan yollarımı kapaman niye? Biliyorum haykırışlarım boşuna Şahin pençesinde asılı serçe gibi Nafile tüm çırpınışlarım Boşuna sesleniyorum duymayacağını bile, bile Seni beklemem nafile Gözlerinde zifir siyah bir perde Alkış tutuyorsun alabildiğine Şamdandaki mum gibi eriyip bitişime Sen kulaklarını değil Yüreğini tıkamışsın sana seslenişime Oysa ben Tüm yokluğuna inat varlığını yaşatırken içimde Gül pembesi çizgilerle resmini işliyorum Karanfil moru...
Tutup kendine eziyet ettin . Bak sevda yüzünden eridin bittin. Kendini her gece zindana attın. Aşık olmak senin neyine gerek. Küçücük kalbine sözün geçmedi. Daha tomurcukken gülün açmadı. Miski amber süründün koku saçmadı. Aşık olmak senin neyine gerek. Abdal olup kapı kapı dilendin. Susuz kalıp balçıklara sulandın. Mecnun gibi sahralarda dolandın. Aşık olmak senin neyine gerek. Dağ bayır demedin düzlükte şaştın. Hayat çemberine takılıp düştün. Aşk şarabı içip kendinden geçtin. Aşık olmak senin neyine gerek. Haticeyim güldürmedim yüzümü. Artık çalmıyorum dertli sazımı. Baharı bıraktım hiç görmedim yazımı. Aşık olmak...
“ Senden önceki hiçbir mutluluk senin gözlerin kadar anlamlı değilmiş meğer...” Sende yaşıyorum... Hayatta yüreğim. Önümde gözlerin arkamda benliğim.. Biletsiz bindiğim yolculuğun son durağındayım.... Sana gelirken aynı gökyüzünün altında sensiz tüm kaldırımları ateşe verdim.. Sonra da sensiz tüm kelimeleri söktüm dudaklarımdan.. Bir sen kaldın avuçlarımda bir de geceye serdiğimiz yıldızlar.. Sen uyanmadan tüm ceylanları emzirdim ben.. Sonra da başucunda bekleyen Melek’lerin uykusuz gözlerine Cenneti karaladım... Ah adını gökyüzüne sığdıramadığım Ah gözlerine sığındığım Ah bir gözyaşında ölümü şakağı dayadığım. Sen susuz dudaklarıma sunulan ab- ı hayat... Sen çöllerimin serabı Sen...
Sen ki; önce yüreğime cemre oLup düşen, sonra kara kışLarı getiren, sen ki yakamoz oLup, karanLık ıssız geceLerde sahiLLere ışık gönderen . . . Doğaya nispet edercesine, sen ki nurdan bir ışık, sen ki gökten bir yıLdırım… Düştün deLi gönLüme Bu şehir, bu kaLdırımLar, bu gökyüzü seni hatırLatır. . . GüLLer senin kokunu verir, kuşLar adına türkü yakmış, ismini söyLer. Her adım başı sen varsın Meger ne cok sevmişim seni .. Gök sana aşina, güLLer sana hayran, nehir...
Otuz Ağustos... Ufukta bir duman, bir toz. Türk süvarisi yürüyor; uzakta, Top sesleri homurdanmakta. Köpük içinde, tere batmış atlar... Bunlar at değil. Ayaklı kanatlar. Sisli tepelerde gölgeler boğuşuyor Gölgeler düşüyor, kalkıyor, koşuyor Süngüler parlıyor, Eziyor, vuruyor; Mehmetçik yeni Türkiye'yi yuğuruyor. Bir sürünün dağılışı. Boğulan bir boğazın kısık nefesi... Bir el, Akdeniz'i gösteriyor. Bir el ki, bütün cihana bedel. Uçuyor atlar, Köpüklü kanatlar. Kaçıyor gölgeler, Eriyor mesafeler... Dokuz Eylül, İzmir, Sanki bir Gelincik tarlası, İki sevgilinin kavuşması, Gözler yaşlı, denizler sapsarı, Sevinç içinde çırpınıyor, Akdeniz'in Dalgaları.
En büyük asker bizim asker Vatanımızı bekler Vatan elden gitmeyecek En büyük asker bizi bekler Hilali yıldızı albayrak Ceddin başı dik ve ak Başımız gövdeden düşsede Dalgalanacak sancak Her karış toprağı sulanmış Şehidlerin kanıyla Bu vatana bedel biçenler Öder bir gün canıyla Bir bütün dür anadolumuz Türk laz çerkez kürdüyle Öze dönüşün vakti geldi Ver elini Türkiye En büyük asker bizim asker Vatanımızı bekler Vatan elden gitmeyecek En büyük asker...
Senden uzakta sensiz biçareyim Senin aşkından deli divaneyim Sevdan olmayınca bir viraneyim Gittin gideli bir garip haldeyim Güzel günler hatıralarda kaldı Bu ayrılık beni dertlere sardı Kalbimde yalnız senin sevgin vardı Geriye bir tek kırık bir kalp kaldı Mazimizdeki her güzel hatıra Hemen sen gelirsin birden aklıma Sakın beni sevdiğini saklama Beni de yüreğimden yaralama Tadı tuzu sendin benim dünyamın Tüm yollarından geçmiştik sevdanın Ne güzeldi o bana bakışların İçindeydik hep tatlı anıların Küle döndü yüreğim yana yana Savrulur bir o yana bir bu yana Hiç şansım yokmuş...
Gülümseme nedenimsin sen. yüzümden asla gitmeyecek olan tebessümün tek nedenisin. tek bir dokunuşunla üzüntüleri sıkıntıları unutturansın sen. işte bu yüzden "MUTLULUĞUMSUN" sen... Her sabah gözlerimi açma nedenimsin sen. bundan günler sonrasını değil, haftalar sonrasını değil, aylar sonrasını değil yıllar sonrasını bile düşündürensin sen. gelecektede olmazsa olmaz dediğimsin sen. işte bu yüzden "UMUDUMSUN" sen... Yokluğunda boğulma hissi verensin sen. yaşamak için ihtiyacım olansın. seni benden aldıklrında ölümü getiren olursun sen. işte bu yüzden...
Bir mevsim olurum ölünce. Adım kış olur, sensizliğin soğukluğunu yaşarım bakışlarında Bir gece olurum, zifiri karanlıklara boğulurum. Bir mevsim olurum, Adım bahar olur, güllerin açışını izlerim o gül yüzünde. Bir yalnızlık türküsü söylerim yıldızlara. Bir mevsim olurum. Adım yaz olur, sıcalığını hissederim o nur yüzünün. Bir mevsim olurum. Yürürüm ölümün üstüne üstüne, Adım sonbahar olur ölürüm
Ruhun cehennem ateşi gibi ateşlerde alev alev yanıp kavrulsa da Başı göğe ermiş nice karlı dağlar karşına dikilip yolunu kapatsa da Acımasız çöllerde esen kavurucu rüzgârlarla savrulan bir kum tânesi olsan da Umudunu yitirme hiç bir zaman Çünkü sen yaşamaya mecbursun Kederler namlusunu doğrultup, her yanını düşman askerleri misâli çevirip sarsa da Dertlerin hırçın bir denizdeki azgın bir dalga timsâli üzerine kapanıp, seni boğacak olsa da Yalnızlığın engin bir okyanus olup uçsuz bucaksız suların ortasındaki bir tahta parçasına seni mahkûm etse de Yaşama sevincini yitirme...
Gittiğin gün hayat bitti sanmıştım Gittiğin gün ölümü yaşamıştım Gittiğin gün zaman durdu sanmıştım Meğerse ben yanılmışım İşte hayat yine akıp gidiyor İşte hayat sensiz de yaşanıyor İşte hayat böyledir deniyor Zaman herşeyi siliyor İşte hayat yine akıp gidiyor Öyle uzak şimdi bana, yaşadığım hatıralar Bir bulanık film sanki, senle dolu dakikalar Bak yinede zaman zaman, düşünürsem gözlerini Her yanımı anlatılmaz, yemyeşil bir sızı kaplar Bence artık sen sönmüş bir güneşsin Bence artık sen yankısız bir sessin Bence artık soluksuz bir nefessin Bence artık herkes gibisin İşte...
Yine vurgun yedim yüreğinden karışığım suskulardayım Çekirge vedalarına karıştım kavuşması erteli bir özlemleyim Eski sevgilerle yaşayan bir ozanım ben elvedalara da alışığım Çekerim aşkın küreklerini uzaklara ben şiir yazarak da yaşarım Gecenin çiği yağarken dallara ayrı kentlerde nefes alan ayrı rüzgârların yüze vurduğu yürekleri dolaştım bugün. Ay gönül’e nur taşıyordu öfkesini erteleyerek mağrur bir sessizliğe bürünmüştü nur/un peşinde sel. Eylül’ün suskun bakışları duaya çağırıyordu geçmişini. Nur toplandı göklerde ay şiirce saklandı bütün küskün gönüllere...
Sayfa başına git