Vuslat

-1-
Kayarak indi
İliklerimden geçti zaman
Şaşkın bakan usum muydu?
Ardı sıra zamanın
Mahseni sonsuz karanlık olan

Beklemeye alınmış inancın dölyatağı
Karanlıkta
Başladı her şey
Düş kurduyduk biz o zaman
Kemirdiğimiz her aralıktan
Tozardı beyaz içeri
Usul usul
İncitmeden
Yüzümüze değince
Öylece kalırdı an
Dönerdi sonsuz zaman.

-2-
Vuslatını yakın sanan ey ömrüm
Nerden başlamalı seni anlamaya
Ve ne zaman taştın sen başka ömürlere
Henüz kendine doymadan…

Gülümseyen bir çocuk sureti beliriyor belleğimde
Pencereden içeri bakıp kıkırdayarak kaçan
Çocuğun yüreğinde çoğalan tılsımın
Güldüren komedyasıdır
İçerde büyük ciddiyetle
Yaşama oturan beylerin
Zaman bitmeden önce tükenenen yolları…

Oysa henüz başlamıştı her şey ve davetliydik yaşamın
Karanlıktan aydınlığa bakan gözleri ile
Yeniden
Ve yeniden varoluşa.

-3-
Gönül gözüdür panoramik fotoğraflar çeken
Akıcılığı olan hayat
Kadrajımızdan çıkmadan
Her anı kayda alan
Sonsuz sayıda kareyi bütünleyip bize muhteşem sahneler sunan
Kainatın gözü…

Görebilmek gerek
Her varlığın gözünden
Nasıl görünüyorsa öylece görmek gerek yaşamı.
Ve her varlığı ait olduğu yerleşkesinde anlamalı…
Rüzgarın aşkına tutunup gelip konduğu tarla başında
Sudan umutsuz bırakmayan ağacın
Yabanda evrenin fısıltılarını dinleyerek öte günde
Gölgesine yorgun oturanın derdine yoldaş olduğunu kim anlar
Pençelerini dalı çizmeden ağaca konduran kuşun yüreğinden başka…

Yaklaştıkça uzaklaşan ufkun peşi sıra koşturan
Çocuğun telaşsız gayreti
Ne kadar uzaklaşmış bizden
Koştukça kolları kanatlaşan
Daldan dert kuşanıp havalanan kuşlarla özdeş
Yaşama daima sevecenlik taşıyan
Sabi
Masumluğuyla yüklendiği hüznü
Anasının dizlerine döker
Ruhuna diz çöküp kapanır gibi
Kıvrılarak uyur
Karanlığa uyuyan gözlerinde yıldızlar sayar
Her biri merhametine kayan
Doğanın hüznünün içe kayan gözyaşları gibi
Ağlayan keman sesidir
Belki de hiç görmediği kemanın
Yüreğinde inleyen nameleri…

-4-

Şimdi değilse ne zaman
Sus diyorum ey dilim sus
Konuşma
Söyleme bir çift söz bile
Biliriz
Hisler vardı
Yankısı seslerle salınan
Doğanın diline karışıp kaynaşan
Gezgin hisler vardı
Hecelerden
Ve insanoğlu konuşmayı keşfetmeden önce…
Sus diyorum ey dilim
Şimdi değilse ne zaman.

Mühürlediler zamanı
Akıp giden nehri
Parseller gibi
Değişen su damlacıklarının hatrını saymadan
Mühürlediler zamanı
O vakit
Anlamaktı
Suyun aşkına bağlanıp giden balığın
Yolu bitmeden tükenen ömrü
Oltada balık olmaktı.

-5-
Nizamından cayan kelebekler olmadı hayatta
Tırtılın gayretinde örülen kozada sabırdır
Kelebek ruhunun bilinci
Ve erebildiği muradıdır çiçeğe taşıdığı aşk
Kim bilir
Belki de insanoğlu
Bu sebeple hayranlıkla bakar
Kelebek yüreğini dolduracak kadar yüce sebebine…

-6-
Ömrüm,
Ömrüm diyorum
Asılsız bir ihbarın önü sıra kaçan bir düş firarisi
Yakalanırsa
Yolu bitmeden tükenecek zaman
Tahammülü yoktur zalimlerin
Yüreğinde ayna su taşıyanlara…

Böyle sessiz ve limansız geziniyorum diye
Hakkımda yalan yanlış hikaye
Demese bile
Düşünenlerin vay haline
Hani denir ya dilden dile
Kul hakkı yeme diye
Safi olanın vebaline
Akıl boş bakıp yok dese de
Asıl mesele
Ki böyle böyle
Sessiz gezinenlerin yanıtını
İlla yaşam anlatır.
Hakkımda yalan yanlış düşünenleri
Hislerimde görüyorum
Katli vacibim şimdi
Kendimi ihbar ediyorum.

-7-.
Gıyabımda deli demişler hoş
Oysa veliliğe delil toplayan bir düş elçisiyim.
Ülkemin sınırları yoktu
Ve yüksek burçlu kaleleri gereksinmedik
Barıştı sükûnetimizin sebebi
Sevmelere adanmış ömürlerin
Kardeş bağıydı bizi yan yana getiren
Karşı karşıya düşüren savaşı gereksinmedik
Paylaştık varımızı
Bedenlendiğimiz dünyadan giderken
Ardımızda kalacak ne varsa
Emanettir bize
Böyle bildik
Ve işittik
Eşikte selama durduğumuz canlar geçidinde
Sözümüzdü
Bizden sonra bedenlenecek olanlara
Ve bizden önce emaneti tas tamam bırakanlara…

-8-

Eksiltiyor insanoğlu hayattan
Tüketerek tutunuyor
Siyah okyanusta yüzen düş gemisi dünyamıza
Hayatta kalabilmek için
Birbirinden düşler çalıyor
Ve huysuzluklarla örtüyor üzerini
Reddine duruyor aslının
Gayrisinde yitiyor
Yitik ömürler ordusudur
Mahşerinde bulunacak
Dünyadan gelmiş geçmiş bütün yitiklerin ordusudur
İnsanoğlu…

-9-
Sevgiliye tutulmuş notların ezberinde olamadık diye
Geçemediğimiz onca sınavdan muzdarip aklın kösteklediği
Yüreğimle
Güneşi gördüm gözlerinde.
Kendime battı gülümün dikeni
Gülleri derip sevgiliye sunmak
Kanayan ömrün
Yarasında acıydı.

Damarlarda gezinen hezimetin taşkınlığıydı nefesimde daralan
Daraldıkça kendinden kaçanın belleğinde yeşeren
O asil sorudur
Nereye kadar?

Gerçeği kabullenmek öyle kolay değil
Meğer gitmişiz başka ömürlere
Henüz kendimize doymadan…
Azadımızı veren sahip
Salıvermiş çoktan
Anlayamamışız
Kalmak için gitmiş olmak
Terk-i diyarmış aslında…
Hangi ömür yüklenir sığınmacının göçünü
Ve nereye kondurur sarayını
Düşlerinde sultan olanın…
Sevgisiz iklimin toprağında
Dondurur ayaz
Filizlenen baharın umudunu
Yıkılır viran olur
Sevgisiz ömürlere kurulan gönül sarayı…

-10-
Fahişelerin çıplak kavgasında
Ruhu örtülü olmak
Baştan kaybetmekmiş
Ait olmadığımız kulvardaki koşuyu
Nefsin değer verdiği istek
Ki o şehvetten kızaran dudaklardan
Kırmızıydı ruj ve parlak
Bedenden yayılan kokudan önde giden
Kışkırtıcıydı o koku
Gözlerle çağıran davet ulaşınca
Kaçmak
Fahişelerin çıplak kavgasındaki hilenin adı
Kovalanmak
Savunmasız bir av gibi baktı kadın
Güçlü bir avcı oldu adam
Kendine ihanetin adresinde
Kavuşmak yoktu birbirine
Ölümüne arzu senaryosunda
Başrol kaptığını sanan
Tinselleşmeden yaşanan
Tensel aşkın ateşinde arınan
Arayışın
Kırdığı bel kemiğidir
Sadakat…
Yüreği ile güvenip
Sevgilinin döşünden ruhuna süzülen kadının
Sakladığı dişiliğidir
Gerçek sevdaya
Açılacak kapının
Ardındadır
Gizil rehberi his olan…
Bir aşkı yalanlayarak ağladık
Çıplak fahişelerin kavgasında
Daha baştan kaybedilen
Ait olmadığımız o kulvarda
Platonik sevdalar yazdı hayat varımıza
Ve tutkuyla yaşadığımız aşkın demidir
Gözlerinde gördüğüm güneşin
Yakıcılığında gölge çoğaltan…

-11-

Derdinden derman bulmakmış
Aslına yoldaş olanın kararı
Varmakmış aslın ereği vuslata
Belki yakın belki de çok uzakmış…
Yolundan cayanın kaşığı ham ağaçtan
Şimşir kaşıklar taşır
Gönül sofrasında yeri berk olan
Evladiyeliktir şimşir kaşık
Kolay bırakmaz kendini
Zordur ardıçtan kaşık çıkarmak
İlle kurulur dost meclisine sofra
Mecliste kaşıksız kalmaz
Sevgiliye yol alan…

Derya Kızılgöz


11 Aralık 2011 tarihinde eklendi.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git