Bir Kaç Şiir


(YOLCU)

I
Rakımız mı acı gelmişti?
Çayımız mı demsiz?
Ansızın toplanıp, gittiğinde
Vay Ankara’nın haline!

Öyle içerledi gidişine sokaklarımız
Meydanlarımız, öyle yalnızlaştı …
Vay Ankara’nın haline!

Havasını mı sevdin oraların
Suyunu mu?

Dil varmadı sormaya…

II
Hadi ben yanlışım
Hadi ben kahrolayım!

Ya, günahı neydi Ankara’nın?

III
Şimdi
Yol üstü bir durak mıdır bu diyar?

/Her geçişinde
Sana heves heves yeşillenen

/Her gidişinde
Sessiz sedasız bekleyişlerle
Kendi zamanını dondura-kalan…

IV
Hadi ben kötüyüm
Hadi bana müstahak!

Ya, suçu neydi Ankara’nın?

2010

*

(CEVAPSIZ)

I
Demişsin
– Geldim!

Geldiysen
Neden değmez gözlerime, gözlerinin ışıltısı
Bu şehir neden duymaz, kadifesini sesinin
Ellerim, terlemez elinde neden?

Feryat figan bir çocuk kırıyor kalbimin köşe bucağını
Kırsın, geldiysen eğer!

Hani şarkıların?
Sofraların Hani?

II
Demişsin
– Geldim!

O zaman;
Ayım ışımaz hala
Niye?
Yıldızlarım kayıp
Nerdeler?

Hadi çözsene
bulsana
geldiysen şayet?

26.06.2010
Ankara

*

(RÜYA)

I
Gelişin bir rüyaymış…
Hayra yorardım
Rüyalar terse çıkmasa…

II
“Rıhtımda belirdi
Dumanlı
Devasa gemilerin

Rıhtımıma dayandın
Öyle çevik
Öyle alımlı
Öyle karşı konulmaz

Anason kokuyordu haydutların
Ellerinde şehvetten bileylenmiş
Keskin hançerler

Esir aldırdın
Tüm övündüğüm neferleri

Sana baş eğdi
Koskoca liman
Koskoca şehir
Ve ben

Bu kaçıncı?
Ey insaf! ”

III
Aklım çıkacaktı ki,
Uyandım!

Sana danışırdım
Gece hayli geçti…

07/2010
Ordu

*

(7-3)
Yedi harf üç nefeste tüketmişim gençliğiBen o sesi duymayıncaNe baharın esintisiNe denizin köpüğüNe rakının anasonu…

Yedi harf üç nefeste bitirmişim en güzelini günleriminBen o şarkıyı dinlemezsem Ne doğacak kızımın adıNe kokusu körpe goncanınNe İstanbul’da rakı-boğaz…

Yedi harf üç nefeste bağlamışım elim-ayağımıBen onu beklemezsemNe hayatın anlamıNe rengi-sıcağı baharın
Ne de yaşayabilmek doya doya…
*(TUHAF)

Ne tuhaf;
ayakları büyüdükçe insanın
küçülüyor olması adımlarının…
öğrenirken gözlerinin
tersine solması renklerin…

Ne tuhaf;
yaşadıkça
büyüdükçe
atladıkça engelleri üçer beşer
daha çoğalıyor olması, zorlukların…

Ne tuhaf;
onca yol kat edip
atlatmışken onca badireyi;
tek bir bakışıyla dönmek en başa…

Üstelik
takat kalmamışken
göze alabilmek aynı belirsizliği!

Ne tuhaf, aşk denen şey…
Ne tuhaf, seni yıllarca kahredenin
bir anlık gülüşüne defalarca tav olabilmen…

Şubat /2011

*

(YANGIN)

Kitabelerimizin sırları çözüldü
Mezarlarımızın hazineleri yağmalandı
Ne demek istediğimi anlıyor musun
Bizden bahsediyorum!

Bugünler,
o günlerden böyle görünmüyordu…
Çocuk yanlarımız törpülendikçe
Köreldi zirvelerimiz
Ve biz ayrıldık…

Onca mesafe
Onca ızdırap
Hatta
Yabancı şehirlerin surlarıyla uzaklaştık…

Ne söylemek istediğimi anlıyor musun?
Ayrı düşsek de
İçimizde sönmeyen,
koca bir yangın var hala!

Bu yangın sevgilim
bir zamanların gerçek olduğunun
son kanıtı…

Ankara

*

(İNCE BELLİ)

Bakma sen sustuğuma
Darıldığımdan biraz…
Geçerdi tek bir telefonunda kırgınlığım…
Yumuşardı içimdeki sert kayalar…

Bakma sen kayboluşuma
Aklım yüreğim sofralarında
Sevginde
Hala sende…

Bir tek seviyorum diyişine bakıyor sana teslim oluşum…

Bakma sen kederlenişime
İçimde aynı çocuk
Aynı sevda
Aynı sen

Yani hala
İnce belli sevdamsın sen…

*

Erkan Güçavlı

8 Kasım 2011 tarihinde eklendi, 509 kez okundu.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git