Bir Masal

Bir varmış, bir yokmuş.
Yakın diyarlardan birinde iki dost varmış birbirinden memnun.
Yedikleri içtikleri bir gitmese de
Duydukları, düşündükleri bir, bakınca gülümsedikleri
Ya da kızdıkları birmiş.
O kadar paylaşırlarmış ki iyi olanı aralarında eşitçe;
Kıskanırmış bilse eş dost,arka sokaktaki Hatçe Teyze.
Nasıl güzel zaman geçirirlermiş beraber.
Zaman akarmış da yine,
Onların muhabbetine takılır arada dansa benzermiş akışı.
Birlikte dünyaları kurtarmazlar ama
İnsanları Nuh’un gemisine alırlarmış konuşurken.
Öyle bonkörmüş ki insanlara sevgileri
Bencil dünya onları çoğu kez anlamazmış.
Bu kendinden meshul, herşeyle barışık iyi dostun bir sorunu varmış aslında.
İkisinin de kocaman prangaları varmış ayaklarında.
O diyarın herkesçe bilinen, kocaman acımasız bir devi varmış.
İnsanları kocaman prangalarla mıhlarmış dünyanın bir köşesine.
Zinciri kısacıkmış prangaların…
İnsancıklar zincirlerinin uzunluğu erdiği kadar özgür yaşamaya çalışırmış.
Bu mahkûmluk da öyle firar edilip kurtulacak gibi değilmiş.
Devin binlerce gözü, yüzlerce kulağı varmış.
Her şeyi duyarmış, kaçmaya çalışanı hop diye yakalayıverirmiş ensesinden.
Bu alışkın mahkûmluk birçok insancığın artık fark etmediği bir hal almış.
Ama bizim iki kafadarın değil.
Onlar muhabbetlerinde kanatlar takar uçarlarmış birlikte gökyüzüne.
Ya da biri bir ispermeçet balinasıyla dostluğu ilerletir,
Arkadaşıyla birlikte balinanın gözlerinden denizin uzayını keşfedermiş.
Bizimkilerin prangalarının kelepçeleri biraz daha sıkıymış aslında.
Birkaç yüz kez kaçma teşebbüsünde bulunduklarından enseleri yakalanmaya meyilli hale
gelmiş.
Her teşebbüs biraz daha sıkmış kelepçeyi…
Sonra diğer insancıklar gibi onlar da kabullenmişler bu mahkûmluğu.
Ama görünürde…
Kafalarının içinde daimi tünel kazan bir köstebek besleseler de
Günleri sakinlikle geçiyormuş Dev’e göre.
Olabildiğince mutlularmış.
Olabildiğince beraberlermiş.
Yıllar geçmiş.
Zaman istemese de her geçişinde bizimkileri biraz eskitmiş.
Ruhları ışıldasa da gözlerindeki pırıltı yavaş yavaş sönmüş.
Birbirinin ardı gelip geçen günlerin birinde dostlardan biri hastalanmış.
Ama öyle nezle, mide ağrısı gibi birşey değil.
Öyle bir hastalık ki, sonu muhtemelen ölüm.
Tüm hastalıkları, acıları paylaşıp küçülten,
Birbirine koca-karı ilaçlarından devalar arayan bu iki dost hiç ölümü düşünmemiş o zamana kadar.
İkisi de ailelerine düşkün, onlar için kendilerini vakfeden insanlarmış.
İki dost da birbirilerinin ailelerine çok güvenir,
Dostlarını ailelerine emanet eder, huzurla uyurmuş.
Ama bu sefer öyle değilmiş.
İnsancık arkadaşının önüne eğilmiş başını, acıdan yaşlanmış gözlerini gördükçe içinde dağlar devrilmiş.
Ormanlar yanmış, gökyüzü maviliğini, çiçekler kokularını kaybetmiş.
İnsancık koşmuş Dev’e.
Diz çöküp yalvarmaya başlamış.
“Tamam” demiş. “Sen kazandın”.
Beni dostumdan bunca zaman ayırdın.
Senin verdiğin kadarıyla yetindik özgürlüğün.
Ama ne olur çöz prangalarımı.
Ne olur dostuma gideyim.
Ne olur yatağının başında durayım, elinin tutayım.
Güzel yünü seveyim doyasıya.
Bak ömür geçti.
Üç gün sonra sen istesen de tutsak kalmayacağım zaten.
Alıp gidiverecek beni ölüm meleği.
Ama şimdi daha nefesim varken bırak koşayım dostuma.
Nefesimi onun için dualar etmeye harcayayım.
Gönlümde diktiğim kanatları takayım dostumun omuzlarına.
Ne olur Kader Devi, çöz prangalarımı.”
Gözlerindeki yaşları başkaları görse
Prangaları çözmek için bir an düşünmez, kendi elleriyle dostuna götürürmüş.
Ama dev kalpsizin biriymiş.
Kararından dönmemiş.
Çaresiz kalan insancık arkadaşının ona sevgiyle bakan o gözlerini bir kez daha görebilmek için
İçindeki köstebeğe demiş “Kaz!
Bu belkide benim son kaçışım olacak.
” Köstebek yaymış kaçış planını ortaya.
Harekete geçmiş insancık.
Bir sabah erkenden,
Ailesine bile haber vermeden
Söktüğü prangayı saklayıp bir yatak altına kaçmış insancık köstebeğin açtığı yoldan.
Dostu onu gördüğünde inanamamış gözlerine.
Son gücüyle doğrulmuş yatağında.
Gözlerinde yaşlar sel olmuş.
Açmış kollarını… Dostum!
Sonra ne mi olmuş. Bilmem.
Bu masal olduğuna göre iyi bir şeyler olmuş,
Ama bilsem de söylemem.
Masallarda hep imkânsızlar bir çırpıda olup bitivermez mi?
İmkânsız olan insanın hayal kurma yetisini içinden almak değil mi?
Bu masalın kıssadan hissesini siz yazın.
Masal insancıklarını biraz da siz kurtarın.

Uslu Zen

5 Ekim 2012 tarihinde eklendi, 615 kez okundu.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git