Yalnızlığın Efendisi


Yalnızlığın Efendisi
Attığım her adım,
milyonlarca kedere doğru
Attığım her adım,
sadece tanrınındır denilen
o vahim yalnızlığa
Geçmez artık saatler
Geçmez günler,
aylar,
ne de mevsimler.

Gökkuşağının yedi rengi varmış
Ve hayat onlardan birindeymiş
Ben sekizinci renkte
O olmayan karanlıkta
Yaşamı arıyorum
Ki hiç olmayan yaşam.

Dışarıda akıyor
Normal seyrinde dünya
Sevenler var
Sevilenlerin olduğu kadar
Düğünler oluyor,
Halaylar çekiliyor
Elma ağacı çiçek açmış
Hayat elma tadında,
Devam ediyor.

Bir benim,
yaşamın kuytu kıyısına hapsolan
ölüm sessizliği gibi yaşam.
Ne bir kuş öter
Ne de insan sessi…
Şakaklarıma çarpıyor
Yalnızlığın o kızgın nefesi…
Ölüm bile uğramaz oldu buralara
Yoksa ölecekler mi gitti…
gidip başında ağlayabileceğim
bir mezar arıyorum
ama yok
Ölülerin bile tükendiği bir dünya burası.

Şimdi tarih sahnesinin
en korkak kahramanıyım
yada aşkın en cesur kaçağı…
ne fark eder ki,
gören yok,
duyan yok,
yaşam yok.

kimseye değil kızgınlığım
Bu karanlığın efendisine kızgınım
başkasına değil,
Sadece kendisine kırgınım….
Sessimi duyurursam
Soracağım kendisine
Neden,
neden beni soktun bu derde
arıyorum onu,
arıyorum ama
bulamıyorum hiçbir yerde
çünkü ben gökteyim o, o yerde…

Halis Babat

3 Aralık 2010 tarihinde eklendi, 644 kez okundu.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git