"kemalat" Tarafından Eklenen Konular


Çilekli, muzlu, karadutlu, limonlu, vişneli, Rengârenk meyve bahçesi, Bilemedim ki, Hangisinden yemeli? Sade çekti canım, Kaymaklı beyaz olanından. Yürüyorum Sakarya Caddesi, Barlar Sokağı'nda, Fıçı bira beş buçuk lira. Çocuklar gülümsüyorlar bana A kocaman adam, Elinde külahta dondurma. Mutluluk, Gülümsetebilmek belki çocukları, Bir külah  dondurmayla. Kemal Alkan 02.09.013  
Son bahar, Aylardan Kasım. En sevdiğim mevsimidir Ankara’nın. Sarımsı yeşilli, biraz da kavuniçi Güz yaprakları, Sokak aralarında, Bahçelievler’de. Çocukluğumdan kalan atkestaneleri, Şimdi yalnızca birkaç semtte Beşevler’de, Gazi Üniversitesi yerleşkesinde. Gazi Mahallesi, sükûnetin adresi. Cumhuriyetin ilk yılları, İkişer katlı meyve bahçeli evleri. Fırından yeni çıkmış bol susamlı Ankara simidi Ve bir fincan çay. Okuyorum, hafta sonu gazetemi. Cami avlusunda, çay ocağında, Sohbetteler üç, beş emekli. Sükûneti bozan tren sesleri. Bol sütlü dondurması, Tekel Bira Fabrikası, Mesire alanları, mis gibi kokan kebapları, Atatürk Evi ile şehrin akciğeri, Atatürk Orman Çiftliği. Sarı sazanlar oltanın ucunda, Mogan gölünde, Ördekler...
Vefatının ardından Bitmezmiş ilhamı İlhan'ın Az önce, okurken anladım.   Neredeyse, Sevildim demek uğruna, Feda edecektim Namusunu kalemimin.   Anladım, Anılmazmış hiç kimsenin Adı onur, haysiyet, şeref diye Boşu boşuna.   Boş değildi hizmetin, Gitmeyecek boşu boşuna.   Nur içinde uyu, Mekânın olsun cennet, Baş öğretmenim Mustafa Kemâl ile.     Kemal Alkan 01.09.013 :20:38
Okuma yazması yoktur annemin Cahil mi cahil bir kadın. Ne söylersen söyle, Bildiğini yapar yine de. Diyecek yok hamaratlığına, Bir ordu gelse eve, Hazırlar hemen sofrayı. Aç kalan olmaz, doyurur her birini. Ama yine de, Çok cahildir benim annem. Anlamaz hiç halimden, Duyarım hep aynı Kırk yıl önceki sözleri. Ramazan bayramı, ikinci sabahı, Konuşurken kendimle, Şeftali soymuş, getirip koydu önüme. Şair mi olacaksın hayırdır? Dedi, Tatlı bir tebessüm ile. Şimşekler çaktı beynimde, Başka bir dünya açıldı sanki O an gönlümde. Anladım, Okuyup üflemişti yine. Utanıyordum kendimden, Farkına dahi varamadığım cehaletimden. Biraz geç oldu ama İyi ki Verdin...
Tecahül olma, arif ol Ya da arife. Her neyse, Anla hadi Anlayacaksan. Beni anlamadın ya, Ne kalın kafalısın be. Ne diyorsun ki? Anlayamadım. Ha, tamam. Sen beni seviyorsun. Oh be, de Ben öyle bir şey söylemedim. Ne gelin ne güveyi, Ol kendi kendine. Olsun, Beni seven biri çıktı ya sonunda. Beyaz olan ne varsa, Giyerim artık güle güle. Kemal ALKAN
Son bahar, Aylardan Kasım. En sevdiğim mevsimidir Ankara’nın. Sarımsı yeşilli, biraz da kavuniçi Güz yaprakları, Sokak aralarında, Bahçelievler’de.   Çocukluğumdan kalan atkestaneleri, Şimdi yalnızca birkaç semtte Beşevler’de, Gazi Üniversitesi yerleşkesinde.   Gazi Mahallesi, sükûnetin adresi. Cumhuriyetin ilk yılları, İkişer katlı meyve bahçeli evleri. Fırından yeni çıkmış bol susamlı Ankara simidi Ve bir fincan çay eşliğinde Okuyorum, hafta sonu gazetemi. Cami avlusunda, çay ocağında, Sohbetteler üç, beş emekli. Sükûneti bozan tren sesleri.   Bol sütlü dondurması, Tekel Bira Fabrikası, Mesire alanları,mis gibi kokan kebapları, Tabi ki Atatürk Evi ile şehrin akciğeri, Atatürk Orman Çiftliği.   Sarı sazanlar oltanın...
Zaman içinde zaman, Mekân içinde mekân, Erkek içinde kadın, Hatun  içinde adam.   Büyümüş yaşları çocuk Yaşlanmış yüreği hâla çocuk.   Dili ketum, kalbi geveze Çok konuşur, tık tak yok gönlünde.   Hem konuşur, hem çalar, hem yazarım. Oynamayı pek bilmem ancak, Raks ederim dansöz ile kıvır kıvır.   Yaşarım gönlümce bana ne Dünya olmuş toparlak, Yassı, uzun yahut dikine? Vardır bir bildiği Bana mı soracaktı Senarist ile yönetmen?   Geldim giderim işte. Alkışlarsanız ne ala Yuhalarsanız Çıkmam bir daha.   Haydi, iyi seyirler Oynayın siz de İzleyici rolünde, Çıkarsanız sahneye Görürüm sizleri de.
Olacağına varırmış her bir şey Dolunca vakit, etmesen de acele, Gideceğiz mutlak ecele. Ha hayır, Hu şer ile. Buluşacak mıyım sevgilimle? Haber ver sen, kadınımdan Yoksa mektupta selamım, Yalan yazdığın, okuduğun şiir, Olsa da adın şair.
Ne mavisi, ne yeşili? Bildim bileli kendimi, Kara kuru bir kızdı bu rüya.   ‘Hani rengârenk gözleri, Biraz da uzunca, Geçen hafta, Yok  yok hatırlayamadın sen, Tamam, kapatıyorum. Lütfen, arama beni bir daha.’   Haydi, arif bey, Tecahül et de anlayalım. Ne demek ister bu şair? Ben anladım da, Bir de senden duyayım.   Sahi kimdi bu rüya?
Gelecekten geçmişe akar zaman, Önce geleceği, sonra geçmişi yaşar insan. Okunur ardımdan Fatiha, Ben kalırım geride. Yok ağlamak! Göçmedim, doğacağım...

Sayfa başına git