Şehir Şiirleri


masal gibi üç gün üç gece İSTANBUL... gündüzleri, çok kalabalıktın insanların, geceleri çok aydınlıktın gölgelerin BENİ kovalıyordu... masal gibi üç gün üç gece İSTANBUL... ışık içinde ben karanlıkta... İSTANBUL... gölge içinde ben aydınlıkta... İSTANBUL... insan içinde ben yalnızlıkta... İSTANBUL çok kalabalıktın masallar gün gibi eriyordu yazılmadan anlatılmadan bazen de HİÇ YAŞANMADAN.... Fikret Turhan-Yalova, 19.01.2015
İstanbul, tepeleriyle güzeldi... tepelere çıkan yollarıyla denize inen sokaklarıyla güzeldi... İstanbul, minareleriyle güzeldi... göklere çıkan ezanlarıyla gönle giren huzurlarıyla güzeldi... İstanbul, türküleriyle güzeldi... dillere düşen sözleriyle sazlara değen parmaklarıyla güzeldi... Fikret Turhan-Yalova, 07.03.2014
Aşk yuvası cadı köy Eşsiz şehir tadı köy Şehre bedel kadı köy Bana daye dadı köy Koca şehir adı köy Kadıköy ah Kadıköy   Beni sevdaya salan Aklımı baştan alan Aşkı kalbimde kalan Zevk u sefaya dalan Aşk yuvası cadı köy Kadıköy ah Kadıköy   Sahil boyu gezerdim Teknede balık yerdim Sensiz yaşamam derdim Gönlümü sana verdim Eşsiz şehir tadı köy Kadıköy ah Kadıköy   Kıskandırır illeri Ağlatır bülbülleri Şeyda eder dilleri Öten gönül zilleri Şehre bedel Kadıköy Kadıköy ah Kadıköy   İstanbul büyük şehir Zamanda akan Mehir Sevdaya vermez...
bu İstanbul... nasıl bir İSTANBUL? ... mavisi çok...grisi çok... insanı çok...meleği yok..! bu İstanbul... nasıl bir İSTANBUL? ... göğü çok...bulutu çok... minaresi çok...mimarisi yok..! bu İstanbul... nasıl bir İSTANBUL? ... vapuru çok...arabası çok... yolsuzu çok...yolu yok..! bu İstanbul... nasıl bir İSTANBUL? ... bakkalı çok...çakalı çok... satanı çok...alanı yok..! Fikret Turhan-Yalova, 25.09.2013
Son bahar, Aylardan Kasım. En sevdiğim mevsimidir Ankara’nın. Sarımsı yeşilli, biraz da kavuniçi Güz yaprakları, Sokak aralarında, Bahçelievler’de. Çocukluğumdan kalan atkestaneleri, Şimdi yalnızca birkaç semtte Beşevler’de, Gazi Üniversitesi yerleşkesinde. Gazi Mahallesi, sükûnetin adresi. Cumhuriyetin ilk yılları, İkişer katlı meyve bahçeli evleri. Fırından yeni çıkmış bol susamlı Ankara simidi Ve bir fincan çay. Okuyorum, hafta sonu gazetemi. Cami avlusunda, çay ocağında, Sohbetteler üç, beş emekli. Sükûneti bozan tren sesleri. Bol sütlü dondurması, Tekel Bira Fabrikası, Mesire alanları, mis gibi kokan kebapları, Atatürk Evi ile şehrin akciğeri, Atatürk Orman Çiftliği. Sarı sazanlar oltanın ucunda, Mogan gölünde, Ördekler...
Son bahar, Aylardan Kasım. En sevdiğim mevsimidir Ankara’nın. Sarımsı yeşilli, biraz da kavuniçi Güz yaprakları, Sokak aralarında, Bahçelievler’de.   Çocukluğumdan kalan atkestaneleri, Şimdi yalnızca birkaç semtte Beşevler’de, Gazi Üniversitesi yerleşkesinde.   Gazi Mahallesi, sükûnetin adresi. Cumhuriyetin ilk yılları, İkişer katlı meyve bahçeli evleri. Fırından yeni çıkmış bol susamlı Ankara simidi Ve bir fincan çay eşliğinde Okuyorum, hafta sonu gazetemi. Cami avlusunda, çay ocağında, Sohbetteler üç, beş emekli. Sükûneti bozan tren sesleri.   Bol sütlü dondurması, Tekel Bira Fabrikası, Mesire alanları,mis gibi kokan kebapları, Tabi ki Atatürk Evi ile şehrin akciğeri, Atatürk Orman Çiftliği.   Sarı sazanlar oltanın...
şehr-i istanbul'u... akşamın bu saatlerinde, bir teleş kaplıyordu.... karaköy'den eminönü'ne... beşiktaş'tan kadıköy'e.... yani ki... avrupa'dan asya'ya doğru... şehr-i istanbul'un... bu akşam telaşları... bir yandan martıları... bir yandan bulutları... usul..usul ışıkları sarıyordu... illa ki... asya'dan avrupa'ya doğru... şehr-i istanbul'un... bu telaşlar... denizinde dalgaları... genizinde sevdaları... gönlümüzde tutkuları... oynaştırıyordu... bir bana...bir sana doğru... ahhh... şehr-i istanbul...ahhh.. senle yaşamak da... sensiz olmak da... çok zordu... bu akşam üstleri... 16.08.2012 Yalova, Fikret Turhan
İki bin dokuzdu, Şubattı ve soğuktu. Lakin tüm sıcaklığınla açtın gönlünü… Kalbini… Bilmem kaç milyona yaptığın gibi. Çağlar kapatıp çağlar açan Fatihlere… Sultanlara… Evliyaya… Şimdi ayrılık vakti İstanbul, Gök kubbende bize de var mı hoş bir seda… İstanbul Elveda... Doyamadık biz sana, Süleymaniye’ye, Çamlıca’ya, Aşiyan’a, Emirgan’a… Ne Kız kulesine karşı Salacak’ta Akşam sefasına Ne de seyre dalıp tefekkür ettiren Eşsiz manzarana… Şimdi ayrılık vakti İstanbul, Anlayamadım Bu nasıl hicran bu nasıl veda.. İstanbul Elveda… Şu kısacık ömürde Üç buçuk yıl misafirin olduk. Başın üstünde taşıdın Binlerce teşekkür sana. Paha biçilmez, Emsalsiz şehir… Neylersin Bir yanda sen varsın bir yanda...
Listana diye bir yer çıkmaz sokaklarla dolu her tabelada senin ismin sen inşa etmişsin burayı öyle dediler şimdi bu yerde yol bilmez halde seni arıyorum senin şehrinde anla ki İstanbulsun ben sana; fatih olsam bile doktor Yakuba haber eder zehirletirsin.. bir dolu ismin varmış senin asitane listane dersaaade herkesin bildiği istanbulsun işte istanbulun güzellik nedeni sen bir sürü üstünlüğü var mesela senin boğazından nimet bizim İstanbulumuzdan gemi geçer sen gülmüşsün...
Üsküdar da bir bankta Karşımda kule-i bahtsız Elimde ince belli. Yudum yudum İstanbul Bir İstanbul üzer beni Puslu gecesinde Yalnızlığın, soğuktan Fena olduğunun hatırlatır Bir sen üzer beni Bilinmez vakti gecenin Kan çanağı nemli gözler Bir başıma ben Bir İstanbul üzer beni Umursamaz, yalnız kalabalığı Soğuk gözler Çatık kaşlar Tüm heybetiyle seyreder kaygısız Bir sen üzer beni Aşkın feri gitmiş gözler Masumiyeti yitmiş kaşlar Çevirmiş yüzün başka diyar Umursamaz beni...
İSTANBUL AŞKI Avuçlarımdaki sana ait çizgilerde kaybolma seni yüzüme yansımış ışıltılarda yakaladım Epey sohbet ettik... Dedin ki bana: “Ne ben yiterim bu sevdada ne de sen…” İstanbul/dur! Bu aşk Bilir misin İstanbul Sevdasını Peygamber müjdesi o şehir de Kutsi bir koku vardır Muştusunu sahabelerden alır. Kol kola sana eşlik eder Dalga seslerine karışan hayaller Tüm dünyayı dolaşır Melek kanatlarıyla taşınır Bir öpücükle tüm bedenini esir alır Kurtulamazsın bu sevdadan İstesen...
Sen İstanbul olmalısın.. Gözlerin Marmara, bakışların Üsküdar.. Alnın Sultanahmette secde gibi nur Yanakların Mimar Sinan eseri, Mihrimah Sen İstanbul olmalısın.. Ayasofya gibi ufuk dolu Yüreğin Eyüp Sultan.. Yoksa sen İstanbul musun? Muhammet Hamdullah Doğan
Sayfa başına git