"Sema Zincir Kanmis" Tarafından Eklenen Konular


Sis bulutundan İnen bir perde gibi Ağır ağır Durdurarak zamanı.... Sevdanın saz sema-i si titrer Yorgun gönlümde Adı kalır, Knidos’daki ayak izlerinde.. Deler de geçer yürekleri... Bir fırtınanın dingin sessizliğinde.. Zamanın ötesinde bir yerlerde! Sema Zincir Kanmış
Uzun uzun yazdığın mektubunu Şu ana değin iki kez okudum Tüm satırlarında dolandım durdum Beklemedesin...biliyorum Onca yoğun duygu sarmalını Bir anda üstüme boşaltan bir yürek Heyecanlara batık bekler.. Seni her boyutta tanımanın Heyecanını duyuyordum aslında, Tepeden tırnağa titreyerek. Her lokması olağanüstü tatlarla bezeli olsun Sonrası ise …. Nereye yürürse bırakalım oraya dek gitsin... Yaşam garip bir yolculuk Birbirimize değmeden önce biz yoktuk... Ve şimdi sisli bir ufka doğru iki dost olup yürümekteyiz... Şöyle bir dokundum işte.. Bir yel saçlarını kaldırdığında hep beni anımsa.. Onun gibi bir dokunuş işte! Üstelik...
Umutlarımdı bembeyaz papatyalar... Onları katran karasına boyadılar! Sarı güller gibi soldu umutlarım... Söğüt ağacı kurudu yalnızlığından... Kelaynak kuşları misali... Nesli tükendi gerçek sevgilerin... Bembeyaz martılarımı... Simsiyah bir okyanusta boğdular! Sema Zincir Kanmış
ne ağlarsın söğüt ağacı? memlekette herşey yolunda asayiş, berkemal! Nazım ne demişti bir şiirinde; 'güzel günler göreceğiz çocuklar, güneşli günler göreceğiz...... ' gördük, çocuklarımızın yarınlarını ve geleceğini... ülkemizde herşey yolunda şair, sen rahat uyu! açlık yok, sefalet yok, anarşi yok, kimseler dövüşmüyor, hiç kimse güneşe gömülmüyor... herkes yumruğunu koydu ortaya, çelme atmıyor kimse yurduma... tohumlar toprağa serpilip yerleşti, köylümüzün yüzü gülüyor. şehitler mezarlarında rahat uyuyor, anaların yüreği artık sızlamıyor, kimse boynunda zincir taşımıyor, bir tek ağzın türküsü söyleniyor yurdumda... güneşi gördü bu memleket şair, güneşi gördü... 'sen rahat uyu! ' şarkılarımız rüzgara çıktı, rüzgara! 15.07.2010 Sema Zincir KANMIŞ
soruyorum bazen kendi kendime; benim emek verilerek toplanmış, acımasızca bastırılmış yaşantımı hangi sarsıntı çözebilir diye? tüm yeryüzü ağırlığı üstümde sanki, olgunlaşmamın içinde eridi acılar. bi daha direklere kafamı çarpmadan hem de! mutlu olmanın sırrı, mutluluk aşılayabilmektir az kaldı... sen keyfine bak! NAZIM'ın dediği gibi: 'pişman değilim yaşadıklarımdan, öfkem belki de yaşamadıklarımdan! ' Sema Zincir Kanmış
Ruhum öyle delik deşik, Öyle zor ki tamiri... Yalnızlıktı belki Zavallı kalbimin özlediği... Aşkı ellerime sunacaktı Söz vermişti.. O da gitti! Bir gün anlar belki dönmesi gerektiğini.. Henüz zaman bitmedi.. Çilem dolmadı demek... Toprağa acı vermeden... Ağaçlar bile büyümüyor ki, Bedenim en acı esareti Taşıyor şimdi.. Zalimce tuzağa yakalanmış Masum bir ceylan gibi... 'Keşke' ler içinde yaşamak Çok ağır bir bedel... Yanan ateşe bile, Bir bardak su dökülmez ki! Yüreğim acır, Sızım sızım sızlar içim Artık kendi yalnızlığımla başbaşayım Sağnak yağmurlar gibi geldi pişmanlık... Bahane bulamıyorum, Bulmak da istemiyorum zaten Kendi kendimi bitirirken, Camdan sızan kahpe ay...
yüreğin değildi ki, gözlerindi seni ele veren... dar bakışlarda körelttiğimiz yediveren gülleriydi feda ettiklerimiz iki nokta koy istersen, o bile yeter benim için! seni iyi gördüğüme sevindim yüzünün gülmesini de öyle... aslında hepimizin içinde bir şarkı var söylenmemiş ve içimizi acıtan... ihtiyacımız olduğunda biteviye tekrarlanan ruhunun ne kadar bıkkın, bedeninin ne kadar yorgun olduğunu görsem de içimde hala umutlarım var... olanı biteni inkar ediyorsun kendine herşeyi kabullenmek tek yapacağımız şey iyiyi de, kötüyü de sonrasını değiştirmek ise senin elinde... saklayabilir misin gözyaşlarını şimdi? kaç ben/i yaşıyoruz, kaç ben/i unuttum acaba kaç...
dalgalar sahilde binlerca yıllık türküsünü söylerken... ve bir saka kuşu öterken kuytularda... gülümseyerek bakmıştık birbirimize... yağmur sonrası toprağın kokusunu çeker gibiydi içime çektiğim teninin kokusu... ben seni; engebeli yokuşlarında sevdim... hayatın daracık sokaklarında... gözlerimizdeydi çaresiz yakınmalar... yüreğimiz; tepeleme acılarla yüklüydü... tüm renkleri bir anda içmiştik sanki! hüznün başını uzattığı, buruk bir güzellikte sevdim seni Sema Zincir Kanmış
Bir avuç sıcaklık vardı gökyüzünde, Güneş yine bütün gün ortalığı kavurdu... Sanki cehennem fışkırıyordu her yerden! .. Gün batımında.. Güneşin gözleri al akşama boyandı. Gölgeler gitgide uzadı, uzadı... Hafiften bir rüzgar çıktı sonra, Geldiği gibi uzaklaştı. Akşamın alaca karanlığında Ay hışımla tüllerini topluyordu Ve ben geceyi dinliyordum sessizce... Yüreğimde dipten gelen fırtınalar kopuyordu! .. Kolların beni sarsın istiyordum Sen yoktun... Elleri yoktu karanlığın! Eskiden böyle değildim ben, Sevmek nasıldı? Çoktan unuttum... Yalnızlıklar kuşattı dörtbiryanımı Yorgunluk çöktü omuzlarıma Umutlarımın ötesinde bir başıma Yalnızlığımdı paylaştığım... Yüreğin sarsın istiyordum yüreğimi, Sen yoktun... Elleri yoktu karanlığın! ... ...
deli gibi çalıyordu kemanı çingene... hoyrat elleri çalıyordu kemanı delice... bir çığlık gibi geliyordu nağmeler.. bıçak gibi deliyordu bakışlar... deli gibi çalıyordu kemanı çingene... nağmeler yükseliyordu içimizi kavuran hoyrat elleriyle çalıyordu kemanı delice... yanağımdan usulca süzülen yaşlara şarkı söylüyordu.... yüreğim paramparça... bir çigan müziğinin nağmelerinde bir çingene yalnızlığında kaldı zaman yemin bile seni özlememe engel olmuyordu sevgimiz bir çigan müziğinde dans ediyordu... kulağında kırmızı karanfiller! Sema Zincir Kanmış
Bir avuç sıcaklık vardı gökyüzünde, Güneş yine bütün gün ortalığı kavurdu... Sanki cehennem fışkırıyordu her yerden! .. Gün batımında.. Güneşin gözleri al akşama boyandı. Gölgeler gitgide uzadı, uzadı... Hafiften bir rüzgar çıktı sonra, Geldiği gibi uzaklaştı. Akşamın alaca karanlığında Ay hışımla tüllerini topluyordu Ve ben geceyi dinliyordum sessizce... Yüreğimde dipten gelen fırtınalar kopuyordu! .. Kolların beni sarsın istiyordum Sen yoktun... Elleri yoktu karanlığın! Eskiden böyle değildim ben, Sevmek nasıldı? Çoktan unuttum... Yalnızlıklar kuşattı dörtbiryanımı Yorgunluk çöktü omuzlarıma Umutlarımın ötesinde bir başıma Yalnızlığımdı paylaştığım... Yüreğin sarsın istiyordum yüreğimi, Sen yoktun... Elleri yoktu karanlığın! ... Sema...
Ve geceydi, Ve sitemdi, Ve ıslanıyordu AŞK! Karanlık kuytuların toynaklarında, gönlüme ışık seli gibi doğuyordu. Ey AŞK; Hoşgeldin! Sana bi kez daha acılarımı adıyorum, kanlı sunağında kalbimin… Ve AŞK; Bir sevgidir iki ayrı bedende yaşanan, Başka bir bedende toprağa verdiğin ruhunun yasını tutmaktır. Ya da gerçek midir hayatımızda, bi düş müdür? Ve AŞK; Bir gül bahçesidir, dikenleri ruhumuzu acıtan, Bir sevdadır, yaşanan, bir tutkudur yürekleri dağlayan! Çözülemeyen bir bilmecedir, bir şarkıdır eşlik edilen, Sevdanın saz sema-i’sidir gönülleri titreten! Dudağına öpücük kondurulup, uyandırılan bir sevgilidir… Gözyaşlarıyla yıkanan! Ve bir...

Sayfa başına git