"kmlsld" Tarafından Eklenen Konular


Har vuralım da harman savuralım sevdaları; daha harlanmadan oncağızların ateşini, bir gayret, müthiş bir teşebbüsle üfleye püfleye söndürelim. Dünya malına kurban edelim sevda saraylarını; bir deri koltuğa, kiraz bir masaya feda edelim aşkın saltanatını. Kurulmayalım gönül tahtına, kurulalım her sabah atadan değil öteden kalmış dünya tamahıyla, koşalım koşabildiğimiz kadar çatlamaktan korkmaz atlar misali zembereğimiz boşalana kadar. El bebek gül bebek pışpışlayalım sevdalıları, riyakarca...
Her gidişin bir dönüşü, her ayrılığın vuslatı, her özlemin sevinci var. Dönüşü bekleyip, vuslatı özlerken, sevinçlerden uzak bu şehir bana dar. Ellerim hep çenemde, sürekli düşünür halde, alem içinde alemdeyim. Vakit geç olup da güneşim doğmaz batarken gelişini ben ne edeyim? Hayallerimi, düşümü süslerken gül kurusu renkte lebinden dökülen aşk kelamı, Senden tek bir tümce gelmezse neyleyim cümle alemden gelen onca selamı? Yek bakışından dönmüşsem mecnuna, tenin kokusundan olmuşsam virane. Gözün gözüme değmezse, kokun içime tütmezse, cihanın...
Bir durun hele sevesim var deli deli yahu! Boş verin şimdi işe geç kalmışım ya da alamamışım maaşımı. Elektrikler kesilmiş, evi su basmış, aramamışım arkadaşımı… Kuşlar ötmemişler güya bu sabah, çiçekler de soluyormuş hani. Yağmur yağmış, seller akmış, arap kızı cama çıkmamış bana ne yani? Bir durun hele sevesim var deli deli yahu! Keskin sirke küpüne zararmış, nasihatin iyisi kulağı küpe olmalıymış. Herkesin derdi kendine, el elin eşeğini türkü çağıra çağıra ararmış. Ata sözü dinlemeyen ulur da gezer...
Zaman dediğin vahşi bir beyaz yılkı ki koşuyor dört nala. Elindekilerin kıymetini bil, bilmezsen giderayak savrulur yola. Makam gelir, şöhret gelir, şan gelir, itibar gelir, kazanç gelir… Dünyalığın tamam edersin de giden sevdalı geriye zor gelir. Evin yıkılır yaparsın, elbisen yırtılır dikersin, aşın biter alırsın. Yari yitirince, boş evinde, renkli elbiselerle, iki tabak aşla kalakalırsın. Kanma dünya koşturmacasına, aldanma yalanlarına hepsi, bir rüya. Senden öncekiler de koşturup, aldandılar, baki kalacaktılar güya. Etin çürür mutlak o toprağın altında, kemiklerinde...
Vakti gelince aşk dediğin uğursuz yoldaş, ansızın kara peçeye bürünür. Vakit dolunca uzakken yakın olan, hemen yakındayken uzak görünür. Vakti gelmemişken aşka nazir hercai menekşeler pervasızca öldürülür. Vakit ilerleyince karışır zaman, gündüz geceye, gece gündüze dürülür. Vakti harcarken gayesiz, sarhoş; simalar silinir, yalnız günlere dönülür. Vakit tam da gece yarısını vururken, zihnin kapkara kâbuslarla örülür. Vakti tükenmiş hayatların sahipleri, vefasızca yalnızlığa doğru sürülür. Vakit henüz senin terk edişine varmamışken, seni terk edenler görülür. Vakti doğru bulanlar yâri yok...
Kendi dikeninden haberdar mıdır ki gül ve acıttığından canları? Her dokunduğunda aşık, mendiline silerken akan kızıl kanları. Zor mudur bir tebessüm vermek sabahın ilk ışığı düştüğünde? Tebessümlük hal kalacak mı mevcut hal kötüye dönüştüğünde? Yapamamların ardına saklanıp, bilmiyorumlarla eğleşirken, Yapıp, bilecek mi, kapkara bir duman ak sevdaya ilişirken? Sirkeden ekşi bir suratın saçtığından habersizken huzursuzluğu, Neye yorar acep görse karşısında böyle nemrut bir duygusuzluğu? Çok güvenmemek gerek köklü ve devrilmez görünen bir aşka. Devrilmez belki; ama kalınca susuz, içinden...
Bir hallacın pamukları savurması misali savruldu hayallerim gözümün önünden bir kaç nefeslik bet sözün hışmıyla. "Neden?" diye başlamak sorulara vakit kaybından öte bir eylem olmaz. Vakit geçtir artık sorular için, hele ki cevaplar muallakta kalacaksa... Ehli kubura dahil olmuş gibiyim. İçine sığındığım her dört duvar baş taşı olmayan birer mezar gibi. Nasıl da yabana atmışız sözlerin hainliğini ve de zalimliğini. Bir hançer, dilin tetikçiliğinde...
Nasıl bir teşbih yapmalı ki anlatmalı seni, sana olanı cümle aleme? Neyden dem vurmalı, neyi misal almalı, hangi çiçeğin adıyla sana seslenmeli ki senin makamın tellakki edilsin tüm beşer tarafından? Korkarım ki tükenir kelimeler kalkışırsam böyle bir betimlemeyi yazmaya. Kimselere tek kelam edecek söz bırakmam. Ne kadar tatlı, güzel, mis kokulu, al benili, rengarenk kelime varsa doldururum heybeme de çıkarım elden alemden uzak bir...
Bir ağaca bir hurafeci gelir bir çaput bağlar da dilek ağacına çıkar ya o garibin adı; bir vurdumduymaz gelmiş zamanın bir gri vaktinde bir ıstırap iliştirmiş yüreğime, dert adamına çıkmış benim de adım öylece. Her yanım o çaputları aratmayacak çirkinlikte dertlerle bezeli. Ne meyvelerim görünüyor ne de beni hayata bağlayan yapraklarım. Halbuki ben o çaputların altında ne diri ne yaşam doluyum bir bilseler. Yalana gerek...
Sanki çok dinginmiş gibi içim, aldım dertleri kara bulutlar misali tokuşturdum. Gürledim için için ve şimşekler aydınlattı kararmaya meyletmiş yüreğimi. Kuru gürültü ve aydınlık… Çarpışan dertler olunca Rahmet de düşmedi haliyle içime. Hala yangın yeriyim, hala efkârım duman duman. Bir nefeslik hayatın neresine sığdırır insan derdi, kederi ben de bilmiyorum; ama vaktim çokmuş gibi çekinmeden ben de serpeliyorum gaile tohumlarını müsait her bir köşeme....

Sayfa başına git