"Ümit Zafer Bağcı" Tarafından Eklenen Konular


Biz insanlar günah işlemeye meyilli yaratıklarız. Çünkü bizler, bir nefse sahibiz. Elimizde olsun veya olmasın işlediğimiz günahlardan dolayı rabbimize sığınır, ondan af dileriz. Biz Müslümanlar; bu eşi, benzeri olmayan, her kesitinde büyük bir sanatkarın, büyük bir mühendisin, büyük bir mimarın vb delillerini gösteren evrene ve o evrende bulunan canlı veya cansız varlıklara karşı haklarımızın yanı sıra sorumluluklarımızın da olduğunu biliriz. Ama demin de bahsettiğim gibi kimi zaman bu sorumluluklarımızı yerine...
Sana yalan söylemiştim Seviyorum demiştim Gözlerinin içine amansızca bakarak Senin için ölürüm demiştim Evet Evet sana yalan söylemiştim Hatırlıyor musun Gözlerin çok güzel demiştim İki damla göz yaşı dökerek Sana ne yeminler etmiştim Yalandı Yalandı senin aşk ile bakan gözlerin Şeytan ayetleriymiş o tatlı sözlerin Yalandı Yalandı bir tanem deyişin Yalandı Yalandı beni görünce titreyişin Hatırlıyor musun Sana yalan söylemiştim Senden ayrı yapamam demiştim Saçlarından gecenin örtüsünü alarak Senin göz yaşlarını silmiştim Evet Evet sana yalan söylemiştim Hatırlıyor musun Sana gönül vermiştim Zamanı bir kolye gibi boynuna asarak Sana ölümüne demiştim Yalandı Yalandı senin beyaz...
Aynı mahallenin genciydik Tam karşı karşıyaydı evlerimiz Gördük, sevdik, birbirimizi beğendik Daha birbirine değmemişti ellerimiz Hep utanır kaçardı benden Ama seviyordu, belliydi gözlerinden Gizlice bakışırdık ahşap pencereden Az azar işitmemiştim ninesinden Yoksul bir kasabada zengindi sevdamız Ne futbol oynadık ne ip atladık İşçi yoktu, bizi beklerdi tarlamız Anamıza geçmezdi o devirde nazımız Ayıptı, günahtı, tek kelime edemedik Hep gözlerimizle dertleştik Çocuktuk, büyük sözü dinlemedik Mahallenin duvarına resmimizi çizdik İkimizin de ilk sevdasıydı Bir ninesi vardı o da hastaydı Eve bakar çokça okur, yazardı Yokluğa rağmen dimdik ayaktaydı Dayanamadım bir gün...
Gecenin karanlık yüzüydük Aşkın aksayan bacağı Yıkıktı, virana uğramıştı şehrimiz Enkazın altında çırpınıyordu geleceğimiz Sıkı sıkıya tutuyorduk ellerimizi Yitiremezdik bu talanda çırpınan ümitlerimizi Seni seviyorumdan bir sur örmüştük kendimize Fenerle aydınlatmaktı bizimkisi geceyi Oysa daha enkazın altındaydı resmimiz Zamanın üvey dakikalarıydık Yitirdiğimiz her an artıyordu kan kaybımız Bu tahribatı daha fazla kaldıramazdı nabzımız Öfkelenmemiştik, kin beslememiştik talihe En büyük eksiğimizdi kör olası saflığımız Rüyanın kabustan kalan bir parçasıydık Aydınlatamıyordu şehrimizi yıldızlar Ay bile utanıyordu yüzümüze ışımaya Çiseliyordu sonbaharın kahpe ayrılığı Biz sevda yüklü kalemizde mahsurduk Cesur olduğumuz kadar korkuyorduk...
Hatırlıyor musun Lale bahçelerinde buluşurduk Bir ağacın aynı dalına otururduk Seni seviyorum Gerisi laf kalabalığıydı bizim için Seni seviyorum Her şeyi anlatıyordu bu iki kelime Hatırlıyor musun Biz gözlerimizle konuşurduk Hatırlıyor musun Sımsıcaktı ellerimiz Aşkın saflığını barındırıyordu yüreğimiz Sensin geçmiyordu zaman Bensizlik ağır geliyordu sana Hep sen teselli ediyordun beni Az kaldı çimen göz biraz daha dayan Hatırlıyor musun Meleklerdi bizim için ağlayan Hatırlıyor musun Daima masmaviydi gökyüzümüz Topraklarımız çiçekli, rengarenkti börtümüz En az aşk kadar berraktı gönlümüz Aşk ile bulmuştuk kendimizi Hatırlıyor musun Yine aşk ile erecekti ölümümüz Hatırlıyor musun Katmerleşiyordu saniyeler ayrılıkla Hüzün iyi anlaşıyordu...
Hey gidi Nevzat Dostluğu öğrendim be sende Dertlerle savaşmayı, yiğitliği öğrendim Sana söylemiştim ilk sevdiğim kızı Senle paylaşmıştım dilek tuttuğum yıldızı Kuru bir simidi, bir bardak çift şekerli çayı Aynı kafadan yaşamıştık biz hayatı Yakaladığımız bütün balıkları denize salmıştık Mahallenin kızlarını korumuş kimseye yan gözle bakmamıştık Biz seninle aynı kafadandık be Nevzat Gençliğimizi mertliğe adamıştık İkimizde liseden terktik Kariyerimiz yoktu ama yürekten sevdik Sevdik de sevdamızı söyleyemedik be Nevzat Biz papatyalara hiç zarar vermedik Hayata değer vermekti yaptığımız en büyük delilik Bıyık bırakmakla olmuyordu erkeklik Az mı...
Gönül dağım sığmaz artık cihana Dert olur acılar susmaz sabaha Rüzgarlar ağlaşır dinmez bahara Ya kendin gel yar ya da haber yolla Kardeşim, dostum ne de bir akraba Selam soran yok körpe kuşlara Gözüm yaşı düşer yar kara toprağa Ya kendin gel yar ya da haber yolla Kandilim yanmaz sensiz akşamlarda Güneşin doğmaz benim hatırıma Uğramaz sevdan ayyaş hülyalara Ya kendin gel yar ya da haber yolla Hasretin dellenir gem vurur aşka Gözlerim sellenir yar taşar arşa Daha fazla tuz basmadan yarama Ya kendin gel...
Hoyrat gecelerin teninde saklı düşlerim Son köpüğüyle tutunuyorum geceye şekersiz kahvemin Seni anımsar gibi oluyorum Kürtaja uğruyor sana dair doğmamış ümitlerim Sonra tekrar tokmağına asılıyorsun gıcırdayan düşlerimin Kopacağını bile bile tutunuyorsun seni iplediğim günlere Söyle, ne kadar ödüyorsun beni görebilmek için gecelere Her damlasını saysan neye yarar yarası tuzlu denizlerin Kokar mı sanarsın papatyalı gecelerin Yalanların kuyruğunda sancılı bana dair gerçeğin Ne anlamı var nefrete gebe kalmış sevginin Ay tanrıçası gözlerine yazmıştım gecenin künyesini İblisin yelpazesi olup serinletmiştin içimi Cenneti arzularken zebanilerle nişanlamıştın...
Allah dünyada uyumun sağlanabilmesi için her şeyi zıttı ile yaratmıştır diye önceki yazılarımda bahsetmiştim. Mesela; uzun olduğu için kısa da vardır. Veya çirkin olmasaydı güzel de olmayacaktı. Çünkü bir şeye güzel diyebilmemiz için o şeyden daha çirkininin olması lazımdır ki biz çirkin ile güzeli kıyaslayıp, bu şuna göre daha güzel diyebilelim. Zıtlıklar bir araya gelerek orta yolu bulmamızı sağlar. Mesela bir uzun bir de kısa boylu kalemimiz var bunlar arasında...
Bakışlarında bir şeyler saklı. Ne olur bakma öyle. Konuş. İçinden bir şeyler kopmuyor mu? Rüzgar olurum yelkensiz gemilerine. Durma. Gözlerinden okuyamadığım aşkı, O ipek sesinle haykır. Yüreğinde bir kıvılcım çakmıyor mu? Volkan olurum gönlünün yüksek tepelerine. Ne olur seviyorum de. Eğer sevmiyorsan, Gönlümü de takıp peşine öyle umarsızca gitme. Eğer sevmiyorsan, Şu saf kalbimi tozlu raflara itme. Eğer sevmiyorsan, Sen yine de seviyorum de. Bakışlarında bir şeyler saklı. Ne olur bakma öyle. Konuş. Çalamıyorsan aşk makamından, Sazın olurum vur delice tellerime. Etme. Tadını alamadığım aşkı, Zehir etme ellerinle. Yüzemiyorsan eğer aşk...
Bazen soğuk rüzgarlar bile ferahlamanızı sağlamaz. Çünkü ateş sizin içinizde yanıyordur. Küçük umutlar teselli vermez. Çaresizlik zincirleri dolanır boynunuza. Tıpkı buna benzer bir durumla karşı karşıyaydılar. Soğuk ecel terleri döküyordu millet. Hamuru bağımsızlıkla yoğrulan bu millet, ayaklarına prangalar vurulmuş, kollarına paslı zincirler dolanmış bir haldeydi. Yoktu. İmandan ve şad olmuş şereflerinden başka hiçbir şeyleri yoktu. Ha, bir de bağımsızlıkları vardı. Ama onları bağımlı hale getirmek isteyenler çoktu. Bu millet, onurluydu,...
"Seni Seviyorum" iki kelimeden oluşuyormuş gibi görünen bu cümle, bazen takılır insanın boğazına. Sanki bu iki kelimeyi bir araya getirebilmek için binlerce kelime söylemişsiniz gibi hissedersiniz kendinizi. Bu cümleyi normal hayatta rahatlıkla kurabilirsiniz. Mesela, sokakta çiçeklere bakarak:"Ey güzel çiçekler sizi seviyorum veya en sevdiğiniz bir arkadaşınıza rahatlıkla, dostum seni seviyorum diyebilirsiniz. Ellerinizi kaldırıp semaya ey dünya, seni seviyorum diye haykırabilirsiniz. Hatta bütün yıldızlar, Ay, ey Güneş sizleri seviyorum diye rahatlıkla...
Ayazı unutmuş gibi yiğidim Unutmuş gibi katleden gurbeti Zamanı durdurmuş gibi mehmedim Durdurmuş gibi fışkıran ateşi Gelibolu önlerinde bekliyor Ecel kuşu iman dinlemiyordu Gelinler gitme diye haykırıyor Mehmedim elveda diyemiyordu Bu nasıl bir çaresizlikti böyle Daha on yedisindeydi cephede Bu nasıl bir felaketti ey rabbim Gök karanlıktı yerde bir zelzele Namusu, şerefiydi göz dikilen Ay yıldızlı bayrağıydı eriyen Yokluk onu durduramazdı artık Koca destan vardı onu bekleyen Son kez el sallayacaktı köyüne Veda zamanı gelmişti sevdiğine Anası hiç ağlamıyordu ama Kordu aniden düşen yüreğine Ardı ardına patlıyordu toplar Barut kokusu...
Uzaklarda arama Bu şiirler, loş gecelerde yazdığım şarkılar Bu aşkın hazin öyküsü Köhne kağıdın titrek yazısı Bu ağıtlar sana Uzaklarda arama Göğsümün sancıyan yanı Amansız gecelerin sabahı Sen aşkın hasret kokan tek yanı Bu yalvarışlar sana Sana bu yanaklarımdan süzülen son damla Dur! dinle beni zamanım yok fazla Tuz ekip gidersin sonra yarama Şimdi sadece dinle Sana bu kifayeti belli olmayan çırpınışlar Bir iki üç bilmem kaç ay oldu Sönmedi içimde büyüttüğüm kor sana Su serpen olmadı yıkık yüreğime Ne olur dinle, bir daha göremezsin...
Sayfa başına git